Teoman’ın yeni albümü çıkıyor ama yerine siyaset konuştuk
Cumartesi
Ara 13, 2008

Boxer dergisi editörlerinden Bozkurt Işıklar’ın teomanla yapmış olduğu içten Röportajı hep birlikte okuyalım. Aslında bildiğimiz teoman replikleri fakat bu hallerini seviyoruz.
BİR PARTİNİN AMBLEMİNDE AMPUL OLUR MU?..
Keşke dergici değil de bilim adamı olsaydık. Ve bir makine icad etseydik. Vatana, millete faydalı olacak bir makine… Düşünün kıyma makinesi gibi bir şey. Ama çok fantastik bir işlevi var. Serdar Ortaç’ı atıyorsunuz yukardan, alttan Teoman gibi sanatçılar çıkıyor. Böyle bir makine yapılabilir mi diye birkaç mühendisten görüş aldık. “Fizikte değişmez kurallar vardır. Mesela çıkan enerji giren enerjiden büyük olamaz” dedi bilim adamları.
Boxer, Teoman’ı çok seviyor. Tam bir Boxer erkeği. Yetenekli, kendiliğinden, hayatı kafasına göre yaşıyor… Eylül’de albümü çıkacağına dair basın danışmanı Funda Sanlıman’dan email gelince “Bir maniniz yoksa, röportaja gelicez” dedik. Sağolsun Teoman da Boxer’ı seviyor. Oturduk konuştuk. Çocukluğundan girdik, ülke meselelerinden çıktık. Bu röportajı okuduğunuzda magazin programlarının yarattığı “Sarhoş musunuz Teoman Bey?“, “Teoman Bey lütfen bize yanınızdaki hanımın kim olduğunu söyler misiniz” kirlliğinden uzak, gerçek bir Teoman bulacaksınız. Bu arada velev ki adam içki içmeyi seviyor, kime ne!

Türban meselesini nasıl yorumluyorsunuz?
Bu olayların artıları veya eksileri hesaplanmıyor. Velev ki siyasi simge oldu. Laikler asla izin vermez üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına. Diğerleri de tabanları yüzünden geri adım atamazlar. Bu iş çok yakın bir zamanda çözülecek gibi durmuyor.
Rejimle ilgili bir kaygınız var mı?
Hayır. Ama şunu da görmezden gelemeyiz. Türkiye yavaş yavaş muhafazakarlaşıyor. Yine de bir İran olmayız.
Şeriat ihtimalinde Türkiye’den ayrılmayı düşünür müsünüz?
Ben burayı seviyorum. Bu ülkede yaşamak istiyorum.
AKP’nin bu iddialarla kapatılma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP hakkında bir sürü suçlama var, onları henüz bilmiyoruz ama bir şeyden eminim. Estetikle ilgili büyük bir kaygım var. Taşra estetiğini Türkiye’ye özellikle de İstanbul’a getirdiler. Zaten estetikten bahsedeceksek bir partinin ambleminde ampul olur mu?
Bir de Ergenekon davası var. Size göre olan biten ne aslında? Kurtlar Vadisi reyting rekorları kırıyordu şimdi gerçek mi oldu yoksa hala dizinin devamını mı izliyoruz?
Ergenekon davasında bilgi bombardımanı olduğu için sorunlar tam olarak çözülemedi. Bilgi kirliliği had safhada. Ergenekon’un üzerine giden insanlar da kendi süreçlerine zarar verdiler. Uykusuz dergisinde çok güzel bir şey vardı. “Ergenekon davasında halkımızla aynı duyguları paylaşıyoruz” diyordu. Aslında çok ciddi bir şey varken bir bok anlamadım diyor yani.
Bu davayla birlikte “Darbe” sesleri yankılanıyor. 80 darbesinde 13 yaşındaydınız. Şimdiki ortam ile o günü kıyasladığınızda bu iddiayı gerçekçi buluyor musunuz?
Darbe olacağını sanmıyorum ama bu işler belli olmaz. Demokrasi içinde çözüm yollarını bulmalıyız. AKP’nin bir sürü hatası var ama abartıldığı kadar da olduğunu sanmıyorum.
Zengin bir ailenin çocuğu olarak mı doğdunuz? Bildiğimiz kadarıyla Giresunlusunuz. Orada ne kadar yaşadınız?
Orta sınıf bir ailenin tek çocuğuyum. Babam avukat, annem ev hanımı. Annem de babam da yaşam stillerine düşkünlermiş. Ellerine geçen bir para varsa o standardı ileride yükseltmek uğruna feragat etmezlermiş. Aslen babam Giresunlu ama ben İstanbul doğumluyum.
Babanız siz üç yaşındayken vefat etmiş. O olaydan sonra yaşamınız ne şekilde değişti?
Babam öldüğünde ben çok anlamadım. Hatta birkaç sene anlamadım. Kendi eceliyle öldü. “Babam nerede?” diye sorunca “Cennette” diye cevap geliyordu. Cennet, cehennem ve ölüm kavramlarıyla çok aşina değildim o yıllarda. Ama annem psikolojik olarak çökmüştü.
Babanızın ölümünden sonra nasıl geçindiniz?
Ananemin biraz parası vardı. Bir de babamdan kalma bir ev… Oranın kirasıyla annem, anneannem ve teyzemin beraber aldığı küçük bir evde yaşıyorduk. Kira gelirimiz vardı. Bunun dışında Giresun’dan kalan mallar sayesinde geçiniyorduk. Annem pek çalışacak durumda değildi. Gerçi Olgunlaşma Enstitüsü’nden mezundu ve terziliği vardı. Hatta İsviçre’de çalışmıştı. Babamın ölümünden sonraki ilk birkaç seneyi sadece ona üzülerek, kendini toparlamaya çalışarak geçirdi.
Okul yılları nasıl geçti?
Sınıfın en süper öğrencisi değildim ama başarılı bir öğrenciydim. Bir tek lise sonda bir tane zayıf getirdim.
Okul yıllarında kavgalara karıştığınız, sille tokat dayak yediğiniz oldu mu? Mesela kız meselesi yüzünden…
Ufak tefek kavgalar ediyorduk ama öyle büyük bir kavgam olmadı. Utangaç biriydim. İnsanlara pek bulaşmazdım. Terbiyeli ve iyi bir çocuktum.
Lise yıllarında silik bir tip miydiniz yoksa şimdiki gibi kızların peşinde koştuğu cazibe merkezi mi?
Siliktim. Kızların gözünde hiç popüler olmadım. Manitamız falan yoktu.
Bir lakabınız var mıydı lisede?
Ortaokulda burnum çok büyük diye “Pinokyo” derlerdi.
Burnunuzun yapısı muhtemelen Karadenizli olmanızdan kaynaklanıyordur…
Giresunlu olmamıza rağmen aslında oraya Siirt Ahlat’tan gelmiş Türkmenleriz. Tam anlamıyla Karadenizli sayılmayız. Bütün baba tarafım benim gibi kapkaradır. Bir düğün olur, o kapkara adamlar horon teper.
Üniversite yıllarında bir kabuk değişimi oldu ve şu anki Teoman’a mı dönüştünüz?
Evet ama onun da nedeni şuydu: Lisedeyken kıyafet zorunluluğundan öğrenci öğretmen ilişkisine kadar baskıcı bir ortam vardı. Üniversiteye girince öğrenci öğretmen ilişkisi de değişti.
İngiltere’de bulaşıkçılık, New York’ta yemek dağıtımı yapmışsınız. Ne zaman oluyor bunlar?
İlk albümümü çıkarmışken master programına mavi kartla gidiyordum. Belediye otobüslerini kullanıyordum. Albümüm ve kliplerim vardı ama cebimde taksiye binecek para yoktu. Kendi paramı 17 yaşımdan itibaren kazanmaya başladım. Önce üniversiteye hazırlık dersleri verdim. Ufak ufak müzik çalışmalarım başlamıştı. Kırk yılda bir de olsa barlarda çalıyorduk. Yemek müziği yapıyordum. Yazları Bodrum’da çalıyordum. 25 yaşında yurtdışına çıktım. Param yoktu, kız arkadaşımda kalıyordum. Geçinebilmek ve ders almak için bir kafede bulaşık yıkadım. Yemek yaptım. Yerleri sildim. Tek tabanca çalışıyordum. Bir patron bir de ben vardım zaten. Ayak işlerini yapıyordum.
Paranız olduğunu ne zaman anladınız? Mesela eskiden bir restorana gittiğinizde menüdeki fiyatlara bakıyordunuz da sonra bir gün bakmamaya başladınız gibi bir örnek olabilir mi?
Doğru bir örnek benim için. Çünkü hayatım tasarrufla geçmişti. Sonra baktım ki para var, tamamen bıraktım tasarruf meselesini.
“Balans ve Manevra’da 800 bin dolar batırdım”
“Balans ve Manevra” gösterime girdikten sonra gişede tutmadığı gibi eleştirmenler tarafından da beğenilmedi. Neden böyle bir film yapma gereği hissettiniz?
Eskiden beri film çekmek istiyordum. Albüm yapacağımı düşünmeden evvel film yapacağıma dair bir inancım vardı.
Sadece canınız istediği için mi çektiniz filmi?
Yıllardır onu bekliyordum. Param da vardı. Film yapmayıp ne yapacağım? Gidip ev alacak halim yoktu.
Aynı zamanda “Balans ve Manevra”nın yapımcısısınız. Ne kadar para batırdınız?
Hiç hatırlamıyorum. Menajerim 500 bin ila 800 bin dolar gibi bir para batırdığımdan söz ediyor. Ben paradan anlamam. Orası umurumda da değil.
Bu paradan sonra bir daha sinema filmi zor gibi görünüyor…
Bir tane hazır yeni senaryom var bile. Yeni yazdığım senaryo gidebileceğim en konvansiyonel yer. Aslında yanlışlıkla öyle oldu. Yapmak istediğim şey “Balans ve Manevra” tarzıydı. Bu yeni yapacağım film izleyiciyle buluşabilecek türden. Ama ben daha az insanın hoşuna gidebilecek bir film yapmak istiyorum.
Oyunculuğunuzdan nefret ettiğinizi söylemişsiniz bir röportajda fakat oynamaktan da geri kalmamışsınız. “Mumya Firarda“, “Banka“, “Romantik“, “Balans ve Manevra“… Nasıl oluyor bu? Kendinizi frenleyemiyorsunuz galiba bu konuda?
“Balans ve Manevra”da benim rolümü Timuçin Esen oynasın istiyordum. Fakat Timuçin’in vakti yoktu. Bir de prodüksiyonu yöneten insanlar illa o filmde mutlaka benim de oynamamı istediler. Şimdiki filmimde oynamayacağım.
Gece hayatı ne kadar önemli sizin için?
Seviyorum. Yorulduğum zamanlar hiç o tarz olmayan, kendimi temiz hissettiğim yerlere gidiyorum. Hakikaten kirleniyor gibi hissediyorum gece hayatında. Ama eğleniyorum da.
Gece hayatı bir başka şeyi de beraberinde getiriyor: Seks… Buna bir bağımlılığınız var mı?
İlk başlarda gece dışarı çıkma nedeni daha çok cinseldi. Sonra o nedenler daha aza inerken gece hayatına bağımlılık ortaya çıktı. Arkadaşlarla oturup konuşuyoruz. “Ayıp değil mi kardeşim? 40 yaşına geldik! Oturalım evimizde” diyoruz. Eskiden zamparalık için çıkardık. Şimdi öyle değil. Artık yan tesirine alışmışız. (Gülüyor)
Uyuşturucu kullandığınız dönemler oldu mu?
Uyuşturucuların tadını bilirim ama bana uygun şeyler değil onlar. Benim ilacım alkoldür.
Ne içiyorsunuz genelde?
Viski ve rakı… Shot yapmayı seviyorum.
Şöyle bir fotoğraf anlatılıyor. Anlatan gerçek olduğuna dair yemin etti: Geçen yaz ya da ondan önceki… Gayrettepe’de lüks bir otelin barı… İçerisi sosyetik kadınlarla dolu… Teoman içeri giriyor. Hiç tanımadığı bir kızı dudağından öpüyor. Kız ses çıkarmıyor, karşılık veriyor. Sonra Teoman arkasını dönüp tanımadığı başka bir kadını öpmeye başlıyor. O kadın da ses çıkarmıyor ve karşılık veriyor. O gece Teoman tanımadığı 10 kadar kadınla ayaküstü öpüşüyor ve bardan çıkıyor. Gece hayatınız böyle renkli mi geçiyor?
Artık o kadar renkli değil galiba. Ama o kızları bir yerlerden tanıyorumdur. Belki de tanımıyorumdur. Hatırlayamıyorum. Sürmeli Oteli’dir orası.
Şimdi ben hiç tanımadığım bir kadını öpmeye kalksam çantasını kafama geçirir. Size niye hayır diyemiyorlar? Sadece şöhretle açıklanabilir mi bu?
O günü hatırlayamadığım için net bir şey söyleyemiyorum. Tanımadığım biriyle öpüşüyorsam da pek de kafam yerinde değildir. İyi içmişimdir yani. Yani yapmış olabilirim. Bilemiyorum. Ama valla kolay oluyor.
İlişkilerinizin genelde tek gecelik olması da bu hızlı hayatın bir parçası mı?
Uzun zamandır bu hayatın içindeyim. Hayatımın en azılı dönemleri Bodrum’da geçti. Oraya iki üç günlüğüne gelmiş insanlar vardı. Ben de 20′li yaşlarımın başındaydım. Bu bir tür alışkanlık da yaptı. Zaten onun peşindeydim.
Şöhret olduktan sonra bir şey değişti mi?
Şimdi en azından birlikte olduğum kadınların isimlerini biliyorum. O zamanlar öyle bir şey yoktu. Yanıma biri geldiği zaman Bodrum’da yaşarken şunları söyleyebiliyordum. Biriyle muhabbet ediyoruz ayaküstü… Ben direkt soruyordum “Bana gidelim mi?” diye. Hatta adını bile sormadan. Geliyorlardı da.
Bir röportajınızda “Sadece beş kadına aşık oldum” demişsiniz. Peki ya diğerleri? Diğerlerini ne şekilde adlandırıyorsunuz?
“Pratik dost” diyorum onlara.
Beşi hariç diğer kadınların sizden ne gibi beklentileri vardı? Sizinkiler malum… Amaçları “Meşhur biriyle birlikte oldum” tatmini olabilir mi?
Seksi değil diğer ilişki formlarını da seviyorum. Erkeklerle beraber olmaktansa kadınlarla beraber olmak hoşuma gidiyor. Ama sevgililiklerim de tek gecelik ilişkilerle başladı benim. Onların birçoğu benimle sevgili olmak istedi ayrıca. Ben kızlarla sevgili olmak istemem. Artık kaçamayınca kaybetmemek için sevgili oldum. Yoksa ben her zaman tek tabanca olmayı tercih ettim.
Aynı anda birden fazla kaç ilişkiniz oldu? Yani çok eşli takıldığınız zamanlar fazla mıdır?
Sevgilim olmayınca hiçbir zaman tek kadınla birlikte olmadım. Sevgilim olduğu zamanlarda da yaptığım çok oldu. Kısa dönemlerde sadık olduğum zamanlar da vardı.
Kaç kadınla birlikte oldunuz? Şöhret olduktan sonra, şöhret olmadan önce olduğunuz kadın sayısını kaçla çarpmak gerekiyor?
Şöhret olmadan önce daha fazla kişiyle birlikte oldum.
41 yaşındasınız. Nerede dur demeyi düşünüyorsunuz?
Ben de merak ediyorum. Çocuk olsun istiyorum. Aslında evlenmek istemiyorum ama çocuk istiyorum. Mesela bu yaz İstanbul’u terk edip bir köye taşınacağınızı söylüyordunuz. Hala buradasınız. Gidiyorum zaten. Teşvikiye’deki evimden Cihangir’deki evime geçtim. Diğer ev parti mekanı gibi olmuştu son zamanlarda. Kimin kaldığını bilmiyordum. O yaşam tarzı beni yordu. Artık öyle yaşamak istemiyorum. Konser için gidip geleceğim. İstanbul’da boğuluyorum artık.
Bu hayatı özlerseniz?
Geri dönerim, ne olacak?
Hayatınızdaki dönüm noktası nedir?
Bu dönemler. Alkolü azalttım. Birkaç aydır sarhoş olmuyorum. Artık beni 15 kızla öpüşürken görmezsiniz.
Bugüne kadar yaşadıklarınızdan öğrendiğiniz en büyük ders nedir?
Yaptıklarımdan pişman olmadığım için ders de almadım.
O zaman şöyle sorayım. 20 yaşındaki 30 yaşındaki ve 40 yaşındaki Teoman’ın gördüğü hayat ne kadar farklı?
20 yaşındayken hayallerim vardı. 30 yaşındayken yavaş yavaş gerçekleştirmeye başlamıştım istediklerimi ve çok keyif alıyordum. 40 yaşında “Artık tamam. 20 senedir böyle yaşıyoruz ama bunun hazzı azaldı ve bir başka yere geçmek gerekir” diye düşünüyorum. Şimdi amacım var. O 20′li yaşlarımda kendimi geliştiren insan olmak istiyorum. Hala adam gibi bilmediğim şeyler var. Coğrafya konusunda o kadar zayıfım ki. Koskoca herifsin, okullarda okumuşsun. Hiçbir yeri bilmiyorsun. Türkiye kaç ilden oluşuyor? Bilmiyorum tam olarak. 67′de kaldım. Kültür Bakanı kimdir? Bilmiyorum. “Afyon’a gidiyoruz” diyorlar, hangi bölgede onu çıkaramıyorum. Bir insan bunları bilmeli bence.
















Yorumlar
Arzu
Nisan 4th, 2009 at 00:22
Bu röportajı okuyup da, dudaklarına yapıştığın bir kadın nasıl sana hayır desin
Kadınlar, emin fazlasıyla emin erkeklerden hoşlanıyor. Ben Türkiyede böyle yalnızca 1 erkek tanıyorum.
TEOMAN