Muse Biyografisi
Çarşamba
Şub 11, 2009

Yaşları 25 civarında olan İngiliz üçlü grup Muse, punk ve progressive rock’ı birleştiriyor. Birçok progressive rocker gibi çalışmaları operaya benziyor; sağlam bir altyapı üstüne Matt Bellamy’nin soprano aryalarını dinliyoruz. İlk albümlerinin yapımcılığını Radiohead’in The Bends albümünün de yapımcısı olan John Leckie üstlenmiş fakat Nirvana ve Tom Waits’ten olduğu kadar Jeff Buckley ve Deftones’tan da esinlenen Muse’u Radiohead taklidi olarak nitelendirmek çok acımasız olur.
Güney İngiltere’de küçük bir şehirde Muse grubunu kuran üç delikanlının, bulundukları can sıkıcı, tekdüze ortamdan müzik yaparak uzaklaşmaktan başka amaçları yoktu. Başlangıçta; Matthew Bellamy (gitar, vocal), Chris Wolstenholme (bass) and Dominic Howard (drums) çok erken yaşlarda bir araya geldiler ve birlikte müzik yapmaya başladılar.
13 yaşında Gothic Plague adında ilk kayıtlarını yaptılar. Basta Chris, davulda Dominic ve Matthew gitarist ve solist olarak yer aldı; 90′ların hit şarkılarının kendi soundlarıyla coverlarını yaptılar; bu onlara önemli bir başarı getirmedi; Gothic Plague’dan sonra Fixed Penalty, ve ardından Rocket Baby Dolls.

Grup üylerinin söylediklerine göre, bu başarısızlık onları yıldırmadı tam aksine daha da hırslandırdı. Daha seçici davranarak ve daha özenli çalışarak kendi şarkı sözlerini yazmaya, bestelerini yapmaya başladılar ve bir daha asla cover yapmayacaklarına yemin ettiler. Kendi şarkılarını seslendirmeye başladıklarında da her şey bir anda değişmedi, izleyicisiz konserler veriyorlardı.
Müzikte kendi kimliklerini ve tarzlarını arayışları devam etti. Britpop onlara klişe ve tutkusuz geliyordu, (Britpop, 90′ların başından günümüze dek, İngiltere’nin popüler grupları -özellkle alternatif rock grupları- için kullanılan genel bir tanımlama) kendi müziklerinin bu kategoride olmasını istemiyorlardı. Bütün ülke Blur ve Oasis’e kilitlenmişken onlar ilgilerini Atlantik’in öteki yakasına çevirdiler. Günler ve geceler boyu Amerikan alternatif rock gruplarını dinleyip incelerken, dinlemekten asla vazgeçemedikleri iki albüm vardı: Nirvana- Nevermind ve Radiohead- The Bends; bu iki albüm onlara müziğin anlamıyla ilgili net bir fikir veriyordu.
Muse – Hysteria
Bu ciddi arayış sonrasında ne yapacaklarına karar verdiklerinde “Muse” adını aldılar ve her şey esas bu noktada başlamış oldu. Müzik artık bi kaçış olmanın ötesinde bir tutku haline gelmişti onlar için. Provalar daha da sıklaştı, özellikle canlı performans fırsatlarını kaçırmamaya çalışıyorlardı, küçük büyük bir çok salonda sahne alıyorlardı. Daha hırçın bir müzik, atom-smashing gitar ve görkemli bir vokal, derin ve bol kelime oyunlu şarkı sözleri. Bütün bunlar Muse’u kendi tarzına ulaştırmıştı. İlk iki single Muse (1997) ve Muscle Museum(1998) ilk önemli başarıları oldu. insanlar bu dinledikleri şey her neyse, gerçekten hoşlanıyorlardı. Bu iki single’ın yanına canlı performaslarını da ekleyerek “Dangerous Records” adında bir bantta birleştirdiler. Giderek merak uyandırıyorlardı ve basınının kendilerine olan ilgisi artmıştı; New York’taki CMJ festivaline davet edildiler, Mercury Lounge’daki olağanüstü şovlarından sonra Amerika’da da ilgi uyandıran bir grup haline geldiler. Bundan bir yıl sonra Maverick Records’la antlaştılar ve ilk albümleri Showbiz’i Eylül 1999′da çıkardılar.
Showbiz New Musical Express dergisinde haftanın albümü seçildiğinde şöyle bir başlık atılmıştı : “Muse’a bakın, bu kadar genç insanların nasıl olup da böyle iç acıtan şarkılar yapabildiklerini merak edeceksiniz…” ve başlık şu ifadeyle devam ediyordu: “Muse öyle bir müzik yapıyor ki hem rock müzik tutkunlarına hem de duygusal romantiklere hitap ediyor. balo saonunda dans ettiren punk şiirler. gözlerindeki ateşle ve damarlarındaki cesaretle. Bu grup çok büyük olacak.”
Muse – Starlight
Muse’un şarkı sözleri gerçekten, kelimenin tam anlamıyla iç acıtıyordu. “Size tuhaf gelebilir ama bu şarkıların nereden geldiğiyle ilgili olarak hiçbir fikrim yok” diyor Bellamy ve ekliyor, ” açıkçası bunların içimden, derinlerde bir yerden çıkığını düşünüyorum ama nasıl olduğunu anlamıyorum, dürüst olmak gerekirse anlamak da istemiyorum; bir gün bunun yanıtını bulursam kaybedeceğimden korkuyorum.”
Matthew James Bellamy
Lakap : Bells
Doğum : 9 Haziran 1978 Cambridge
Gruptaki Görevi : Gitar, Vokal, Klavye, Söz Yazarlığı, Beste.
Matthew James Bellamy, 9 Haziran 1978’de İngiltere’nin Cambridge kentinde dünyaya geldi. Babası George Bellamy, 1960’lı yıllarda, Telstar adlı şarkılarıyla Amerika’da liste başı olmuş ilk İngiliz grubu olan The Tornados’ta ritim gitar çalmış bir müzisyendi. Annesi Marilyn ise Belfast doğumluydu ve 1970’lerde İngiltere’ye göç etmişti. Annesi Londra’ya gelirken bindiği vapurdan iner inmez, o sıralar taksi şoförlüğü yapan babası George’la tanıştı. Daha sonra evlenen çift, Matthew’nun ağabeyi Paul’ün de doğum yeri olan Cambridge’e yerleştiler. Matthew 8 yaşındayken Devon’a yerleşmeye karar veren anne ve babası,o 13 yaşındayken boşandılar ve babası evi terk etti. Matthew Bellamy büyüdüğü yer olan Devon için şunları söylemişti: “Devon bize hiçbir şey vermeyen sıkıcı bir kasabaydı… Orada tamamıyla kapana kısılmış hissederdik kendimizi. Bütün arkadaşlarımız uyuşturucu ve müziğe sarıldılar , biz ikincisine yoğunlaştık ve kendimize, müziği kaçıp kurtulmuş gibi hissedecek biçimde yapmayı öğrettik.”
Exeter College’da öğrenim gören ve 10 yaşında piyano çalmaya başlayan Matthew Bellamy’nin müziği dinleyerek kendi başına çıkardığı ilk şarkılar Ray Charles’ındı. Yazdığı şarkılara hakim olan karanlık atmosferin ve şarkılarda bahsi geçen doğaüstü mevzuların çıkış noktası sadece ailesinin boşanması değil, Quija tahtasıyla (ruh çağırmada kullanılan tahta) ruh çağıran ve gerçek bir medyum olan annesinin, henüz küçük yaşta Matthew’yu yanına çağırıp deneyimlerini onunla paylaşmasıydı. Piyanoda Sergei Rachmaninoff ve Tchaikovsky’yi; gitarda Jimi Hendrix ve Rage Against The Machine’den Tom Morello’yu; vokalde ise Freddie Mercury, Thom Yorke ve Jeff Buckley’i andırdığı düşünülen Matthew Bellamy’nin ağzından grup arkadaşlarıyla tanışma öyküsü, onla yapılan bir röportajda şöyle yeraldı:
“12-13 yaşlarındaydık. Ben önce Chris’le tanıştım. Okulda çok sayıda grup vardı… Ben de bu gruplardan birinde piyano çalıyordum, Chris başka bir gruptaydı ama tanışıyorduk. Dominic popüler bir gruptaydı, herkes o grupta olmak isterdi. İşte bu yüzden gitar çalmaya başladım… Daha sonra gruplarına yeni bir gitarist gerektiğinde şansımı denemek istedim ve Dominic’le arkadaşlık kurduk. Sonraki iki yıl bir sürü sorun yaşadık, gruba yeni üyeler geliyor ve kısa süre sonra gidiyorlardı. Sadece Dominic ve ben sabittik… O sıralarda beste yapmaya başladım. Fakat bir basçıya ihtiyacımız vardı. Dediğim gibi Chris’i tanıyordum ama o zamanlar Chris davul çalıyordu. Onun yetenekli ve ciddi bir adam olduğunu düşünüyordum, bu yüzden ona bas çalmasını teklif ettim, o da kabul etti. Hiç şüphesiz biz eğlence olsun diye müzik yapıyorduk. 18-19 yaşlarına geldiğimizde iş ciddileşti. O zaman üniversiteye gidecek miydik gitmeyecek miydik, karar vermek zorundaydık. Biz artık okulla ilgilenmediğimizi anladık; istediğimiz şey gruba devam etmekti; para kazanmak için ufak tefek işlerde çalışmayı göze almıştık. Bu kararı almak çok kolay olmadı ama şimdi düşünüyorum da, her halükarda okuldan zaten nefret ediyordum.”
1990’ların başında Gothic Plague adıyla ilk kayıtlarını yapan Matthew Bellamy, Chris Wolstenholme ve Dominic Howard, 90′ların hit şarkılarının kendi soundlarıyla coverlarını yaptılar; ancak bu onlara önemli bir başarı getirmedi. Grubun ismi Gothic Plague’dan sonra Fixed Penalty, ardından Rocket Baby Dolls ve en sonunda Muse oldu. Bu başarısızlıktan yılmadan daha özenli çalışarak kendi şarkı sözlerini yazmaya ve kendi bestelerini yapmaya başlayan Muse üyeleri, britpop (90′ların başından günümüze dek, İngiltere’nin popüler grupları -özellikle alternatif rock grupları- için kullanılan genel bir tanımlama) yapmak istemediler ve en çok zevk aldıkları gruplar olan Nirvana ve Radiohead’in müziğinden ilham alarak canlı performanslara yoğunlaştılar. Çıkardıkları ilk iki single; Muse (1997) ve Muscle Museum (1998) ile önemli bir başarı yakaladıktan sonra New York’taki CMJ festivaline davet edildiler ve Mercury Lounge’daki olağanüstü şovlarının ardından, Amerika’da da ilgi uyandıran bir grup haline geldiler. Bir yıl sonra Maverick Records’la anlaşan Muse, 28 Ekim 1999’da ilk stüdyo albümleri Showbiz’i çıkardı.
2001 yılında Plug in Baby, New Born ve Bliss singlelarının ardından, aynı yılın temmuz ayında Origin of Symmetry adındaki ikinci stüdyo albümünü çıkaran Muse, bu albümle İngiltere listelerinde ilk üçe yükseldi. 29 Ekim 2003’te çıkardığı üçüncü albümü Absolution’la İngiltere’de liste başı olan grup, 2004 yılında Apocalypse ve Butterflies and Hurricanes, 2005’te Hysteria ve Stockholm Syndrome, 2006’da A Crying Shame ve Supermassive Black Hole singlelarıyla müzik kariyerine devam etti. Muse en son 3 Temmuz 2006’da dördüncü stüdyo albümleri olan Black Holes and Revelations’ı yayınladı. Nisan 2005’te Kerrang dergisinin en seksi 50 insan listesinde 28. seçilen Bellamy, Cosmopolitan Dergisi tarafından da 2003 ve 2004 yılının en seksi rockçısı ilan edildi.
NME Dergisi tarafından John Lennon ve Bob Dylan gibi efsane olmuş isimlerin önünde Tüm Zamanların En İyi Rock’n Roll Kahramanı sıralamasında 14. olan Matthew Bellamy, grubu Muse’un “insanın canını acıtan” şarkı sözleri için şu yorumu getiriyor: Bellamy’nin gitar çalarken esinlendiği önemli gitaristler, Jimi Hendrix ve Tom Morello. Yazdığı sözler ise genelde dünyadaki gelişmeler, dünyanın sonunun gelişi, kara delikler, uzay, teknoloji ve din gibi diğer konular.
“Size tuhaf gelebilir ama bu şarkıların nereden geldiğiyle ilgili olarak hiçbir fikrim yok… Açıkçası bunların içimden, derinlerde bir yerden çıkığını düşünüyorum ama nasıl olduğunu anlamıyorum, dürüst olmak gerekirse anlamak da istemiyorum, bir gün bunun yanıtını bulursam kaybedeceğimden korkuyorum.”
Matt, uyuşturuculardan uzak durmakla beraber tam bir kırmızı şarap düşkünü. Kırmızı ve siyah renklerini çok seviyor. Havuç ve muzu çok seviyor, İtalyan tutkunu, spagetti sever, çorap fetişisti ve balıkları çok seviyor.
Kullandığı Ekipmamlar:
Gitarlar: Chrome Manson, Bomber Manson, Laser Manson, 7-string Manson, Black Manson, Silver Manson, Ibanez Destroyer , Fender Stratocaster Aloha, Gibson Les Paul DC Lite, Parker The Fly , Gibson SG, Gibson SG-X , Peavey EVH Wolfgang , Yamaha Pacifica ,Fender Telecaster , JT-Res , Ibanez ICX120BK “Iceman”.
Efektörler: Zvex Fuzz Factory, MXR Phase 90, Zvex Wah Probe, Line6 Echo Pro, Digitech Whammy WH1-Reissue, Line 6 DL4 Delay Modeler, Roland VG-88, Boss overdrive distorsion, Electro harmonix micro synthesizer, DOD FX40B Equalizer, Boss Digital Delay DD-3, Boss CS-3 Compression Sustainer, Boss SYB3 Bass Synthesizer Compact Bass Effect Pedal, Boss Line selector, Boss Turbo distorsion, Boss Octaver, Lovetone Meatball, Electro Harmonix Big Muff Pi.
Amfiler: Diezel VH4 , Marshall JCM 2000 DSL 100 & 4×12 cabs, Fender Hot Rod DeVille 410, Soldano Decatone, Matchless DC-30.
Klavyeler: Kawai MP 9500, Korg SG Stage Piano, Yamaha P80.
Christopher Tony Wolstenholme
Lakap : “Cheers”
Doğum : 2 Aralık 1978, Rotherham, Yorkshire
Gruptaki Görevi : Bass.
Chris, 1989 yılında ailesiyle birlikte Devon’a taşınmıştır. Muse kurulmadan önce Devon,Teignmouth’da Matthew Bellamy ve Dominic Howard, başka bir grupta; Chris’de Fixed Penalty adlı bir grupta davul çalmaktaydı. İki yıl boyunca bass gitaristsiz çalışan Matt ve Dominic’e, Chris’in de bas gitar çalmayı kabul edip eklenmesiyle Muse’un temellerini atılmıştır.
The Rocket Baby Dolls isimli ilk gruplarından sonra Muse ismini alan grubun bas gitaristi olan Chris, aynı zamanda bir çok parçada geri vokal yapmaktadır.Çok nadir olmakla beraber kimi konserlerde klavye, kontrabas veya elektro gitar da çalmaktadır.
Chris, halen Teighmouth’da eşi Kelly, ve üç çocuğu Alfie, Ava Joe ve Frankie’yle birlikte yaşıyor. Ayrıca kollarında her çocuğu için bir tane olmak üzere üç tane dövmesi var.Turnelerden döndüğü zaman futbol oynamayı ve parkta ailesiyle vakit geçirmeyi seviyor. Kendisi bir Rotherham United fanatiği.
“Ailemde hiç müzisyen yok, ama annem iyi bir müzik dinleyicisiydi, eve sürekli olarak yeni çıkan albümler alınırdı” diyor. En dikkat çekici özelliklerinden biride konserlerdeki kafa sallamasıdır (Bi konser kopcak o kafa sallarken). Ayrıca kuzeni Matt Bellamy’ye aşık. Kuzenin daha çocuk olduğunu da hatırlatalım.
Kullandığı Ekipmanlar:
Basslar: Pedulla Rapture RB4, Pedulla Rapture RBJ-2, Bass Collection SB300, Bass Collection SB330.
Efektörler: Electro Harmonix Big Muff, Akai SB1 Deep impact, Boss Turbo Overdrive, Line 6 POD.
Amfiler: Marshall DBS head,Marshall 7410 Cabinet 4×10 with horn (800 Watts RMS, 4 Ohms), Marshall 7015 Cabinet 1×15″ (200 Watts RMS, 8 Ohms), Marshall Basstate 150 combo.
Dominic Howard
Lakap : Dom
Doğum tarihi: 7 Aralık 1977 İngiltere Stockport
Gruptaki görevi : Davul ve Vurmalı Çalgılar.
Dom, ailesiyle birlikte 1985′li yıllarda Devon, Teignmouth’a taşınmıştır. Kendisinin ve ailesinin müzikle uzaktan yakından alakası yokken, Dom jazz müzik dinlemeye başlamıştır.
11 yaşında ilk olarak kız kardeşinin klavyesi üzerindeki denemeleri ardından, davul çalmaya merak sarmıştır. Bu merakını kısa sürede eyleme döken Dom, o dönem lisesindeki Carnage Mayhem adlı en popüler grubun davulcusu olmuştur. Daha sonra gruba, Matthew Bellamy’de katılmış ancak bir süre sonra herkesin gruptan ayrılmasıyla yalnız kalan ikiliye, Chris Wolstenholme’da, bas gitar çalmayı kabul ederek eklenmiştir.
1994′de üçlünün ilk grubu Gothic Plague adını almıştır. Daha sonra kısa bir süre Rocket Baby Dolls adını alan grup, son olarak Muse ismiyle müzik piyasasına ilk olarak Showbiz’le çıkmıştır.
Dom, Muse’un en yaşlı üyesidir ve grup arkadaşları Dom’u “neşeli ve üçlünün başı” olarak nitelendirirken, o kendini “üzgün, negatif, kötümser” ama aynı zamanda “mutlu, olumlu ve iyimser” olarak nitelendiriyor. Ayrıca pembe rengini çok seviyor hatta pembe pantolonları çok meşhurdur. Balık avlamayı çok seviyor, babası ufakken ona avlamayı öğretmiş iyi bir balık avcısı.
Kullandığı Ekipmanlar:
Davullar:
TAMA STAR CLASSIC MAPLE.
1 x 22″ Kick.
1 x 12″ Rack Tom.
1 x 14″ Floor Tom.
1 x 16″ Floor Tom.
















Yorumlar
Kaan
Nisan 9th, 2009 at 21:13
Muse’yi çok sewiorm ve yeni şarkılarınıda bekliorum fanatik bi Muse hayranıym =)